kazasız belasız son haftasına girdik. böyle bir girizgah yapma gereği duydum; zira resmi görü$le çeli$en seslerin ekseriyetle bastırıldığı, kamuoyunun neredeyse var olmadığı bir diyardayız. "içinde bulunduğumuz olağanüstü hal ve ko$ullar" altında, aykırı sesler çıkaran bu çaptaki bir etkinliğin aldığı en büyük te[htid?]pkinin ---ki aynı zamanda en büyük publicité kaynağı idi--- "küratör akıllı olsun!" olmasına sevinmeliyiz belki de.
daha ba$lamadan evvel "paralel etkinlikler / açılı$lar / biranın su gibi aktığı kokteyller" sürtünmesiyle ate$i yakılan "bienal tepeden inme midir?" tartı$masının gölgesinde kalan önemli bir sorunsal var. hollywoodvari puntolarla ve koç holding aygazlamasıyla her kö$eden fırlayan bienal ba$lığı: küresel sava$ çağında iyimserlik. bienal temasının sahiden bu olduğuna ancak ve ancak post-sanatsever [açılı$ olsun da ne olursa olsun] recep tayyip inanir. distopik posterleri ve [önceki bienalin $ahane bir enstalasyonundan mülhem] kafkaesk cızırtılı reklam spotlarından ---yine / gene "daha ba$lamadan evvel"--- iyimser bir çıkarım yapmak hayli zordu. bilakis, bienal noktalarını müteaddit kere gezdikten sonra hayli pesimist bir temada karar kıldım: ütopyanın metamorfozu ve distopya!
bienal ile * özde$le$en antrepo'dan ziyade ba$langıç noktası olarak akm'i göstermeliyim. "yakmalı mı yakmamalı mı? / burn it or not?" sorusu, doğrudan 1923'te temeli atılan proje ile alakalı. üttopyanın somut abidelerinden ---türkiye için en önemlisi--- olan bu yapıyı yıkmak, modern türkiye'nin yıkılı$ının sembolü olacak. hou hanru'nun, kemalizmin tepeden inme bir ideoloji olduğunu ikrar etme cesaretini gösterirken aslında demek istediği bu: ütopyanın tabana yayılmamı$ veya yanlı$ anla$ılarak distopyaya dönü$tüğü. içinde kitap olmayan bir kütüphanenin ne kadar kütüphane olduğu, yapıları temizleyerek arkasındaki fikirlerin bakir haline ula$ma zorluğu ve mimarinin insan psikolojisi / karar mekanizması üzerindeki etkileri. hepsi alakalı, hepsi akm'nin fasadı gibi geçirgen.
çıktığımız her basamakta kendimizle yüzle$ebiliyor muyuz? antrepo merdivenlerinden yükselen uğultular bunu sembolize ediyor. i believe in angels riyakarlığından da çok daha etkili. "entre-polis" sergi mekanından sadece adını değil, kavramsal çerçevesini de almı$. konulan isimlerin ki$inin hayatını belirlediğine dair $ark inanı$ına da uygun. küratöre göre çokluk / kimisine göre bokluk $ehri için giri$ kapısı olduğu kadar, prolog gibi burası. bıçak çiçeği bahçesini geçince, perdeler arkasında hazırlanmı$ minare görünüyor. arkadan bastıran farklı dillerden enternasyonal kakafonisi lenin'i mozolesinde döndürüyor, belki de küreselle$meye küfrederken. uzay çağı in$aatının kitsch / kaotik karma$asını geçince, farkındalık evini göreceksin $a$ırma. "bienalin ayinesi i$tir lafına bakılmaz" demi$ti ya vasıf pa$a, aynen öyle.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder